Cumhuriyet Sanatının Öncü Sanatçılarından: Semiha Berksoy
Türkiye’nin ilk kadın opera sanatçılarından Semiha Berksoy, Cumhuriyet’in kültürel dönüşüm sürecinde sahne sanatlarından görsel sanatlara uzanan üretimiyle sanat tarihimizde özgün bir yer edinmiştir. Opera sahnesindeki dramatik gücü, tiyatro ve sinemadaki varlığı, edebiyata uzanan yaratıcı ilgisi ve resimlerinde kurduğu güçlü ifade diliyle Berksoy, sanatın farklı alanlarını bir araya getiren çok yönlü bir sanatçı kimliği ortaya koymuştur.
Sanatçının resimleri çoğu zaman ekspresyonist bir anlatımın yoğun duygusallığını, naif bir içtenliği ve sembolik imgelerle kurulan kişisel bir anlatı dünyasını bir araya getirir. Sahne deneyiminden beslenen figürleri, güçlü renk kullanımı ve teatral kompozisyonlarıyla Berksoy’un resimleri, onun iç dünyasını ve sanatsal hafızasını yansıtan özgün bir ifade alanı oluşturur.
Neredeyse bir asra yaklaşan sanat yolculuğuyla Semiha Berksoy, Cumhuriyet kültürünün yaratıcı ruhunu temsil eden öncü sanatçılar arasında yer alır. “Bir değerin varsa kendi bileğinle var olacaksın! Hakla olacak!” sözlerinde ifadesini bulan sanat anlayışı; opera, tiyatro, sinema, edebiyat ve resim alanlarında bıraktığı güçlü izlerle sanat sahnesindeki etkisini bugün de sürdürmektedir.

Semiha Berksoy’un Renklerle Kurduğu Sahne: Tüm Renklerin Aryası
İstanbul Modern’de 22 Ocak–6 Eylül 2026 tarihleri arasında izleyiciyle buluşan “Semiha Berksoy: Tüm Renklerin Aryası” sergisi, Cumhuriyet dönemi kültür ve sanat yaşamının en özgün figürlerinden birini yeniden düşünmeye imkân tanıyor. Flormar sponsorluğunda gerçekleştirilen bu kapsamlı sergi, Semiha Berksoy’un opera, tiyatro, resim, sinema ve edebiyat arasında kurduğu çok katmanlı yaratıcı evreni bir araya getirerek, sanatçının disiplinlerarası kimliğini görünür kılıyor. Türkiye’de bugüne kadar gerçekleştirilen en kapsamlı Semiha Berksoy sergisi olarak tanımlanan seçki, 200’ü aşkın yapıt ve belgeyle sanatçının yaşamı ile üretimi arasındaki güçlü bağı izleyiciye sunuyor.
Serginin en dikkat çekici yönlerinden biri, Semiha Berksoy’un sanatını yalnızca kronolojik bir gelişim çizgisi içinde değil, tematik bir kurgu aracılığıyla ele almasıdır. Bu yaklaşım, sanatçının yaşamını ve üretimini birbirinden ayrılmaz iki alan olarak okumayı mümkün kılar. Erken dönem desenlerden opera temalı resimlere, otoportrelerden annesi Fatma Saime Hanım’a adadığı çalışmalara, gündelik kumaşlar üzerine gerçekleştirdiği çarşaf resimlerinden edebî ve sinemasal üretimlerine kadar uzanan bu seçki, Berksoy’un kişisel mitolojisini ve sahneyle kurduğu derin bağı güçlü biçimde ortaya koyar. Özellikle serginin merkezine yerleştirilen “Kırmızı Oda”, sanatçının hem resimlerinde hem de sahne estetiğinde belirgin biçimde hissedilen teatral atmosferi simgesel bir yoğunlukla yansıtır.
Semiha Berksoy’un resim dili, onun opera sanatçısı kimliğinden bağımsız düşünülemez. Sahnedeki beden dili, dramatik jestler, kostüm duygusu, ışık etkisi ve yoğun ifade gücü, resimlerinde de belirleyici unsurlar olarak karşımıza çıkar. Berksoy’un tuval yüzeyinde kurduğu kompozisyonlar çoğu zaman bir sahne düzenini andırır; figürler yalnızca resmedilmiş kişiler değil, adeta rol içindeki karakterler gibi görünür. Bu nedenle onun resimleri, yalnızca görsel sanatlar bağlamında değil, performatif ve dramatik bir hafızanın izleri olarak da okunmalıdır. Sergi, bu yönüyle Semiha Berksoy’un üretimini klasik sanat tarihi kategorilerinin dışına taşır ve onu bir “yaşamı sanatla kuran” figür olarak yeniden konumlandırır.
Sergide yer alan belge, fotoğraf, ses kaydı ve film kesitleri de bu çok yönlü yapıyı destekler. Türkiye’nin ilk sesli filmi İstanbul Sokaklarında ile Söz Bir Allah Bir filminden bölümler, sanatçının yalnızca sahne ve resim alanında değil, erken dönem sinema tarihinde de önemli bir yer tuttuğunu hatırlatır. Ayrıca 1935’te yayımlanan öyküsü “Mezardan Gelen Mektup” etrafında oluşturulan bölüm, Berksoy’un yazınsal yönünü görünür kılarak onun yaratıcı evreninin ne denli geniş olduğunu ortaya koyar. Böylece sergi, Semiha Berksoy’u yalnızca “ilk kadın opera sanatçılarından biri” olarak değil; resim, yazı, performans ve hafızayı iç içe geçiren özgün bir Cumhuriyet sanatçısı olarak ele alır.
Bu sergi aynı zamanda kadın sanatçıların sanat tarihindeki görünürlüğü açısından da önemli bir yere sahiptir. İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı’nın da vurguladığı gibi, müzenin kadın sanatçıların üretimini görünür kılma yaklaşımı, Semiha Berksoy gibi öncü bir ismin yeniden değerlendirilmesiyle güçlü bir karşılık bulmaktadır. Berksoy’un sanatındaki cesaret, tutkuyla örülmüş üretim biçimi ve disiplinler arasında özgürce dolaşan yaratıcı dili, onu yalnızca kendi döneminin değil, günümüz sanat düşüncesinin de önemli bir referans noktası hâline getirir.
“Tüm Renklerin Aryası”, başlığının da işaret ettiği üzere, Semiha Berksoy’un sanatını renkler, sesler, anılar ve sahne duygusu üzerinden bir araya getiren güçlü bir anlatı sunar. Bu sergi, sanatçının yaşamını yalnızca tarihsel bir biyografi olarak değil; tutkuyla, dirençle ve yaratıcı enerjiyle örülmüş bir sanat manifestosu olarak yeniden okumamızı sağlar. Semiha Berksoy’un dünyasında renk, yalnızca estetik bir unsur değil; varoluşun, sahnenin, hafızanın ve içsel ifadenin taşıyıcısıdır. İstanbul Modern’de kurulan bu büyük anlatı, izleyiciyi tam da bu nedenle yalnızca bir sergiyi gezmeye değil, bir sanatçının iç dünyasında dolaşmaya davet eder.

SERGİ METNİ
Müzenin şef küratörü: Öykü Özsoy Sağnak, Küratör Deniz Pehlivaner ve Asistan küratör Yazın Öztürk
Türkiye’nin ilk kadın opera sanatçısı ve ilk sesli Türk filmi İstanbul Sokaklarında’nın yıldızı olan; ressam, tiyatro ve sinema sanatçısı kimlikleriyle birçok ilke imza atan Semiha Berksoy’un (1910–2004) çok yönlü üretimini odağına alan “Tüm Renklerin Aryası” retrospektifi, sanatçının yaşamla iç içe geçen sanat tutkusunu gözler önüne seriyor.
Berksoy’un İstanbul Belediye Konservatuvarı’na kabulüyle başlayan sanat yolculuğu, Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki resim, heykel ve seramik eğitimiyle genişler. 1934’te Türkiye’nin ilk operası Özsoy’da sahneye çıkması bir dönüm noktasıdır. Devlet bursuyla Berlin Devlet Yüksek Müzik Akademisi’nde opera eğitimi alır. Sahne kariyerini sürdürürken resim yapmayı hiç bırakmaz; 1960’lardan itibaren bu alandaki çalışmaları yoğunlaşarak uluslararası sergilere davet edilir. Semiha Berksoy’un yaşamı ve sanatı, cesaretin, yaratıcılığın ve sınırları aşan sanatsal ifadenin güçlü bir tanıklığıdır.
“Tüm Renklerin Aryası”, sanatçının erken dönem desenlerinden opera temalı resimlerine, otoportre ve portrelerinden çarşaf resimlerine uzanan 200’ü aşkın yapıtla Berksoy’un kişisel mitolojisini ve sahneyle kurduğu derin bağı tematik bir kurgu içinde sunuyor. Berlin’deki Hamburger Bahnhof’ta sunulan ilk versiyonunun ardından, iki kurum arasındaki işbirliğiyle geliştirilen sergi; ses kayıtları, hareketli görüntüler, efemera ve fotoğraflarla zenginleşen yeni bir anlatıyla izleyiciyle buluşuyor.
“Semiha Berksoy: Singing in Full Color” sergisi (6 Aralık 2024 – 11 Mayıs 2025), ilk olarak Hamburger Bahnhof – Nationalgalerie der Gegenwart’ta sunuldu. Sergi, Sam Bardaouil ve Till Fellrath küratörlüğünde ve Emily Finkelstein ile Agnes Lammert’ın küratöryel asistanlığında operatik bir sahne olarak kurgulandı. İstanbul Modern’de ölçeği genişletilen ve yeni bir başlık ile küratöryel çerçeveyle ele alınan sergiyi müzenin şef küratörü Öykü Özsoy Sağnak, küratör Deniz Pehlivaner ve asistan küratör Yazın Öztürk hazırladı.

SEMİHA BERKSOY
Semiha Berksoy, Türkiye’nin ilk yüksek dramatik soprano sanatçısı, Ankara Devlet Operası’nın baş artisti, ressam, performans, tiyatro ve sinema sanatçısıdır. Avrupa’da sahne almış Türkiye’nin ilk kadın opera sanatçılarından biri olmasının yanı sıra, sahne sanatları, edebiyat ve görsel sanatlardaki 70 yılı aşkın sıra dışı külliyatıyla Modern Türkiye kültür tarihinin öncülerinden biridir.
24 Mayıs 1910’da İstanbul Çengelköy’de doğan Berksoy, sanatla iç içe bir ortamda büyüdü. Annesi ressam Fatma Saime Hanım, babası maliye kâtibi ve şair Ziya Cenap Berksoy’dur.
1918 yılında annesini kaybetmesi, onun yaşamında derin bir iz bıraktı. 1927’de İstanbul Kız Lisesi’nden mezun olduktan sonra sanat eğitimi almaya başladı. 1928 yılında İstanbul Belediye Konservatuvarı’na burslu olarak kabul edildi ve kısa sürede sahne sanatlarına yöneldi. 1929 yılında Cemal Reşit Rey eşliğinde verdiği ilk konser, sanat yaşamının başlangıcı oldu. Aynı yıllarda Güzel Sanatlar Akademisi’nde Namık İsmail, Refik Epikman ve İsmail Hakkı Oygar’ın atölyelerinde resim ve heykel eğitimi aldı. Böylece sahne sanatlarıyla görsel sanatları bir arada geliştiren çok yönlü bir sanatçı kimliği kazandı.
1930 yılında Dârülbedâyi’nin (İstanbul Şehir Tiyatroları) Tiyatro Okulu’na kabul edilen Berksoy, kısa süre içinde sahne deneyimi kazandı. 1931’de Muhsin Ertuğrul’un yönettiği ve Paris’te çekilen ilk sesli Türk filmi “İstanbul Sokaklarında” filminde rol aldı.1934 yılı Berksoy’un kariyerinde bir dönüm noktası oldu. Besteci Ahmet Adnan Saygun tarafından yazılan Cumhuriyet döneminin ilk Türk operası “Özsoy”da Ayşim rolünü söyleyerek sahneye çıktı. Aynı dönemde Şehir Tiyatroları’nda Muhsin Ertuğrul rejisiyle sahnelenen Gerhart Hauptmann’ın “Güneş Batarken” oyununda Klotilda ve Ekrem rollerini üstlendi. Cemal Reşit Rey kardeşlerin “Lüküs Hayat” operetinde Atıfet rolünü canlandırdı. Nâzım Hikmet’in “Bu Bir Rüyadır” operetinde Fatma rolünü oynadı.
1935’te “Mezardan Gelen Mektup” adlı öyküsü Yedi Gün dergisinde yayımlandı. 1936 yılında Ankara Devlet Konservatuvarı’nın açtığı sınavı kazanarak Avrupa konkurunu kazandı ve İstanbul Belediyesi’nin bursuyla Berlin Devlet Yüksek Müzik Akademisi’nde opera eğitimi aldı.15 Kasım 1938’de Berlin Devlet Operası’na kabul edildi. 1939’da opera eğitimini birincilikle tamamladı ve Richard Strauss’un “Ariadne auf Naxos” operasında Ariadne rolünü üstlenerek Avrupa sahnesine çıkan ilk Türk sanatçılarından biri oldu.
1940 yılında Cebeci Devlet Konservatuvarı konser salonunda, şef Ernst Praetorius yönetiminde Wagner operalarından bir seçkiyi Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün huzurunda sundu.2 Nisan 1941’de “Tosca” operasında sahneye çıkarak Türkiye’deki ilk profesyonel opera sanatçısı oldu. Carl Ebert’in sahnelediği “Madam Butterfly” ve “Fidelio” operalarında da sahne aldı.1943 yılında Ercüment Siyavuşoğlu ile evlendi. 27 Mart 1946’da Zeliha Berksoy dünyaya geldi.
Opera solisti ve Carl Ebert’in reji asistanı olarak Ankara’ya tayin edildi. 1951 yılında Ankara Devlet Operası ses kadrosu jürisi tarafından “Birinci Sınıf Opera Sanatçısı” olarak değerlendirildi. 1952’de Beethoven’ın “Fidelio” operasında Leonore rolünü oynadı. Ardından 1954 yılında “Hansel ve Gretel” operasında Anne rolünü canlandırdı. 1955’te babası Ziya Cenap Berksoy’u kaybetti.1957 yılında Almanya’da düzenlenen Bayreuth Festivali’nde Wolfgang Wagner’in konuğu olarak bulundu ve özel bir dinleti sundu.
1970 yılında Ankara Birlik Sahnesi’nde Vasıf Öngören’in “Asiye Nasıl Kurtulur?” oyununda kızı Zeliha Berksoy ile birlikte rol aldı. 1972’de Paris ve Ankara’da sergiler açtı. Aynı yıl Ankara Devlet Opera ve Balesi’nden kendi dileğiyle emekliye ayrıldı.1975 yılında eşi Ercüment Siyavuşoğlu vefat etti.1980’lerden itibaren Berksoy’un resimleri uluslararası sanat çevrelerinde dikkat çekmeye başladı. 1982’de İstanbul Atatürk Kültür Merkezi’nde açtığı sergi ve ardından gelen uluslararası etkinlikler sanatçının görsel sanatlar alanındaki üretimini daha görünür hale getirdi.1984’te Türk kadınının seçme ve seçilme hakkını kazanmasının 50. yılında TBMM tarafından Atatürk Opera Ödülü’ne layık görüldü.
1991 yılında 3. Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nde Nâzım Hikmet’in “İvan İvanoviç Var mıydı Yok muydu?” oyununda Anna Nikolayevna’yı oynadı.1992 yılında operadaki 58. sanat yılı kapsamında Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda konser verdi ve sergi açtı.1997’de 5. Uluslararası İstanbul Bienali’nde hem resimleri sergilendi hem de Kutluğ Ataman’ın yönettiği “Semiha b.Unplugged” filmi gösterildi. Aynı yıllarda eserleri Avrupa’daki önemli müze ve galerilerde sergilendi.1998’de “Devlet Sanatçısı” unvanını aldı ve Lüksemburg’da Avrupa Çağdaş Sanat Bienali Manifesta II’ye katıldı.1999’da New York Lincoln Center’da yönetmen Robert Wilson’ın “Önceki Günler” adlı yapımında Wagner’in “Tristan ve Isolde” operasından Isolde’nin Liebestod aryasını söyledi.
2000 yılında Bonn Kunstmuseum ve Viyana Kunstmuseum’da “Semiha Berksoy’un Yatak Odası” adlı yapıtı sergilendi. Robert Wilson’ın “Önceki Günler” yapımı ile Porto, Santiago ve İstanbul Uluslararası Tiyatro Festivallerine katıldı.2001 yılında İstanbul Devlet Tiyatrosu’nun Nâzım Hikmet’in 100. doğum yılı nedeniyle sahnelediği “Bu Bir Rüyadır”operetinde ve Berlin Hebbel Tiyatrosu’nda sahneye çıktı.
2003 yılında Viyana Tanzquartier sahnesinde “Salome” performansını gerçekleştirerek bu performans için hazırladığı çarşaf resimlerini sergiledi. Aynı yıl Cumhuriyet’in 80. kuruluş yıldönümü nedeniyle İş Sanat Kibele Sanat Galerisi’nde retrospektif sergisi açıldı. “Semiha Berksoy’un Yatak Odası” adlı eseri İstanbul Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesi koleksiyonuna dahil edildi.

Semiha Berksoy 15 Ağustos 2004’te İstanbul’da hayatını kaybetti. Çengelköy Mezarlığı’nda annesinin yanına defnedildi.
İstanbul’da bulunan Semiha Berksoy Opera Vakfı Müzesi, sanatçının mirasını yaşatan ve Türkiye’de operanın doğuşunu belgeleyen önemli bir müze ve arşiv niteliğinde kültür mekânıdır.
İSTANBUL MODERN SANATLAR MÜZESİ SERGİ ZİYARET BİLGİLERİ
SERGİNİN ADI: Semiha Berksoy:Tüm Renklerin Aryası
SANATÇI: SEMİHA BERKSOY
SERGİ TARİHLERİ: 22 OCAK -6 EYLÜL 2026
SERGİ ZİYARET SAATLERİ:10.00–18:00
Cuma:10:00-20:00.
SERGİ SALONUNUN KAPALI OLDUĞU GÜNLER: Pazartesi
SERGİ ADRESİ: İstanbul Modern Sanat Müzesi
Kılıç Ali Paşa Mahallesi,
Tophane İskele Caddesi,
No:1/1 34433 Beyoğlu-İstanbul
Tel: 0212 334 73 00
SERGİ ZİYARET ÜCRETLERİ

Salı, Çarşamba, Perşembe, Cumartesi, Pazar
10.00–18.00
Cuma
10.00–20.00
Pazartesi
Kapalı
Perşembe günleri saat 10.00-14.00 arası Türkiye’de ikamet eden ziyaretçilere ücretsizdir.
Salı günleri saat 10.00-14.00 arası, 18-25 yaş aralığındaki Türkiye’de ikamet eden gençlere ücretsizdir.
Ücretler
Tam: 550 TL
İndirimli (Öğrenci, Öğretmen, 65 Yaş Üstündekiler): 320 TL
Gruplar (10 kişi ve üzeri): 320 TL
Uluslararası ziyaretçiler
Tam: 900 TL
İndirimli (Öğrenci ve 65 Yaş Üstündekiler): 550 TL
Gruplar (10 kişi ve üzeri): 550 TL
İstanbul Modern Sinema: 320 TL
Müze biletiyle müzedeki tüm sergileri gezebilirsiniz; sergiler için ayrıca bilet almanıza gerek yoktur.
İstanbul Modern Üyeleri, Engelli Ziyaretçiler, 12 Yaşından Küçük Çocuklar, ICOM, CIMAM, MMKD Kart Sahipleri: Ücretsiz
İndirimli giriş için (Öğrenci, Öğretmen ve 65 Yaş Üstündekiler) ilgili kimlik kartının gişede ibraz edilmesi gereklidir.
Detaylı Bilgi:
https://www.istanbulmodern.org
Haber Düzenleme: ŞEBNEM SUNAR / EDİTÖR







