GÖKHAN DENİZ; …ürettiğim resimlerde, yakınlık-uzaklık ilişkisini kullanarak resimle izleyicinin mesafesini ayarlamak ve aralarındaki hareket odaklı ilişkiyi kurgulamayı severim…

0

Sanat ;’’İnsanın kendisiyle ve başkalarıyla kurduğu ilişkileri onarır, bir arada yaşamı kolaylaştırır, insanın hem fiziksel hem de psikolojik olarak gerilemesini engeller ve “öteki’’lik algısının kırılmasına yardımcı olur’’

GÖKHAN DENİZ, 1974 İstanbul doğumlu, İstanbul’da yaşıyor. 1997 yılında Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Resim-İş Eğitimi Bölümünü bitirdi. TOYP 2003 Türkiye’nin on başarılı genci yarışmasında “İnsan Haklarına, Çocuklara ve Dünya Barışına Katkı” kategorisinde birincilik kazandı. Sanatçı, insan hakları ihlalleri ve risk altında yaşayan çocuk grupları ile ilgili aktif sivil toplum çalışmaları içinde yer almış, kapalı kurumlarda (cezaevleri ve akıl ve ruh sağlığı hastanelerinde) plastik sanat atölyeleri yürütmüştür. On kişisel sergi açmış, grup sergilerinde yer almıştır. Eserleri yurt içi ve yurt dışında koleksiyonlarda yer almaktadır. Evli ve bir çocuk babasıdır.

Şebnem Sunar  /  sebnemsunar19@gmail.com

2010 yılındaki ’Kötü Adamlar ve Tanıklıklar’’ serginizde farklı bir sinerjide yer alan çıkış noktası, kimlik bulmaca tespiti hikâyesiyle sonlandı. Bu kurguyu yaşayarak inceleyerek oluştururken nelerden etkilendiniz? Bu kurgunun gelişim sürecinden bahsede bilir misiniz?

1999 Marmara depremi ardından uzun yıllar aktif sivil toplum çalışmaları içerisinde yer aldım. Sanat, öncelikle ‘’İnsanın kendisiyle ve başkalarıyla kurduğu ilişkileri onarır, bir arada yaşamı kolaylaştırır, insanın hem fiziksel hem de psikolojik olarak gerilemesini engeller ve “öteki’’lik algısının kırılmasına yardımcı olur.’’ düşüncesinden yola çıkan güzel insanlarla birlikte oldum. Ve çok şey öğrendim. Tüm bu faaliyetlere  uzmanlık alanım çerçevesinde katkılar sundum. Plastik sanatlarda öngörülen, kişinin kendi kendine kalma özgürlüğüyle kolektif yaşama katılması paralelliğini önemseyen bir sanatçıyım.

Resim üretmeye devam ederken bir yandan da cezaevleri ve akıl hastaneleri gibi kapalı kurumlarda çalışmalar yapıyordum. Bu sıralarda resmi vatandaşlık soruları ile birlikte yaşantılar ve deneyimler üzerinden kimlik tespiti ile ilgili bir bulmaca oluşturdum. Gerçek kimliğimizin tanımını kolaylaştıran “Kimlik Bulmaca”adını verdiğim bu sorular bana kalırsa resmi vatandaşlık sorularından çok daha etkiliydi. Sonuçta her insanın yaşamı boyunca kendine sıkça sorduğu sorulardan ibaretti bu sorular. Bu kimlik tespiti çalışmalarından sonra 2010 yıllarında ‘’Kötü Adamlar ve Tanıklıklar ‘’resim serim ortaya çıktı.

’Kötü Adamlar ve Tanıklıklar’’ sergim kimlik sorunları üzerine oluştu. Kimliğin saklı kalan kısımları, kötü, karanlık tarafı, kötü yanınla yüzleşme, buluşma, yakalanma, ondan kaçma hali, tanık olma hali… Kötülük kavramı üzerinden bir tür kimlik bulmaca ya da kimlik tespiti hikayesi!

Resimlerimde insan hikayeleri var. Resimler ister istemez bildiğimden, yakın çevremden, ilişkili olduğum, izlediğim, tanık olduğum, farkına vardığım ve dert ettiklerim üzerine kuruluyor. İnsanın insana yaptıkları üzerine şekil alıyor. ’Kötü Adamlar ve Tanıklıklar’’ sergisinde yer  alan kötü adamlar sadece bireyleri temsil etmiyor, durumları, olayları ve kurumları, tüm bunlar arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkide ortaya çıkanları anlatmaya çalışıyor. Hem gizli hem de açık bir hal. Hem bilinen hem de bütünüyle bilin(e)meyen bir hal!..

Kişisel perspektifle baktığınız her resminizde ‘’Kötü Adamlar ve Tanıklıklar’’serginizde toplumsal kurumlarda çalışmalarınız ve yoğun araştırmalarınız sonucunda nasıl bir sanatsal bir bütünlük içinde oluştu?

Hiç kimse masum değil! Bu serideki figürlerin çıplaklığı da ilk başta belli bir kırılganlığı yansıtır gibi görünürken böyle pervasız bir açıklığı da anlatıyor esasında. Bu yarı çıplaklık hali de aslında kötülüğün farkındalığının emaresi. Bir tanıklar var, bir de görüp ses çıkarmayanlar, ama hemen herkes farkında… Gören var, söz söyleyen var, katılan var, katlanan var… Sonuçta figürlerin sadece bana benzemesi de bendeki kötülüğe işaret edebilir. Her an, çıkışta, kapıda, yolda, pusuda bekleyen bir kötü var… Kötü içimizde.… Bu resimlerle kötü adamlar hangimiz diye tekrar tekrar sormamın nedeni de bu? Figürlere hakim genel bir belirsizlik, tekinsizlik, bir korkuyu bekleme hali var. Bununla birlikte her şeye rağmen ‘işimize gücümüze bakalım’ hali de var. Bu ikisi arasında gidip gelen bir duygu durumu…

İnsanların dışında tüm bu durumlara bir tanıklık var. Doğanın tanıklığı var. Belki tek masum tanıklık hali de bu… Resimlerde mekanlar ve iklimler değişken. Tıpkı insan durumları gibi. Bir yandan da doğada şiddet yoktur halini hatırlatmaya çalışıyorum. Şiddet ve dolayısıyla kötülük insana özgü birer durum. İnsan buluşu, doğa sadece izleyen. İnsan bu izleyenden yararlanarak tüm kötülüklerini  kamufle etmeye çalışıyor. Ama ne sanat ne de doğa bu durumu gizleyebilir.

Kimlik sadece başkalarınca atfedilecek, başkalarına göre şekillenecek, tarif edilebilecek bir kurgu değil. Kişilerin kimliği hayat boyu kendilerine sordukları sorular üzerinden ve verdikleri cevaplarla, yaşantı ve deneyimlerle şekilleniyor gibi geliyor bana… Kötü adamlarla bu soruların bir kısmını hatırlamaya çalışıyorum. Bana kalırsa hepimizde buna dair hesaplaşmalar var, olmalı.

2008 yılında‘ ’İlişkiler’’, 2010 yılında ‘’Kötü adamlar ve tanıklıklar’’, 2012’de ‘’Hangisi daha gerçek?’’ ve 2016’da “ Az önce bir şey oldu!”  gibi onu aşkın bireysel sergilerinizde insana ait yaşanmışlıklar tecrübeler ve kimlik bulma yolunda eserleriniz oluşmuş. Şimdilerde resimlerinizde nasıl  farklı bir  anlatım var ?

Doğanın farkına varmak ve sesini duymak için önce gürültünün durması beklenmelidir. Son dönem çalışmalarımda bu gürültünün nedeni olan insanı kompozisyonun içinden çıkardım. Düzlem üzerindeki hareketi figürden boşluğa kaydırıp her şeye tanık tek masum ve günahsız olan doğa ile baş başa kaldım.

Sizce, insan doğanın bu masumane tanıklığına nasıl bir yaklaşım gösterir?

Kendi gerçekliğinden kaçan insanın sanırım tek sığınacağı yer, davetini esirgemeyen tüm olanlara tanık ve tek masum olan doğa. Bizi gizleyip saklayan, içe dönmemize izin veren ve kucaklayan vicdanın gerçek aynası olan, büyük boşluk doğa.

Oysa insanoğlunun daha iyiye ulaşmak için çoktan alt-üst ettiği yargısız, sessiz doğa onu kucaklamak isteyecek mi?  Yoksa hesap sorma peşinde mi? Bilemiyorum, bilemiyoruz…

Son dönem çalışmalarınız doğaya sığınmanızla, sessizliğe bürünüyor. Gürültüden doğan tepkinizi yalın bir dille somutlaştırıp, sizi etkileyen doğanın sessizliğiyle bir köprü kurarak farklı bir atmosferde ifade ettiğiniz resimlerinizi, hem anlam hem  plastik değer bakımından nasıl bir yapıda inşa ediyorsunuz?

Plastik değerlerin resmin devinimine katkısı bir yana iç dünyamla da karşılaşmamı hızlandıran ‘’manzara-deneysel seri’’ olarak adlandırdığım son üretimler bir ressam olarak hep teğet geçtiğim temsili terk etme ve dolayısıyla benzetmeden öte zihinsel bir aktiviteye geçiş sürecime de etki etti.

Son bir yılda geldiğim nokta, Cezanne’ın önerisini (“resim doğayla armoni içinde olmalıdır.”) Turner’ın hareketini ve Abstract Expressionistlerin soyut algılarını içeren bir o kadar da yaşadığım toprakların kokusunu, rengini ve dokusunu hissettiren bir ifadeye dönüştü.

‘’Manzara’’ (deneysel seri) resimlerde kullandığım kontrollü ama tesadüflere de izin vererek (akıtma yoluyla) oluşturduğum dokular farklı boyaların birlikte kullanıldığında oluşturdukları tepkiyi de içeriyor. Malzemenin kullanımı ve bu kullanım biçiminin anlamsal katkısını önemsiyorum. Yalnızca kompozisyonda değil kendi yaptığım boyalarda çok farklı malzemeleri birleştirerek de bu yoğun etkiyi oluşturmaya gayret ediyorum. Resimlerde organik (gomelak-toprak-reçine-pigment…) ve inorganik (kahve-matbaa mürekkebi- ispirto-alkol- boya-bezir yağı…) malzemeler birlikte kullanıyorum. Kağıt, tuval, şeffaf mika malzeme, pileksi ve paslanmaz çelik vb. Malzemeler üzerine resimlerimi çalışıyorum. Karışık teknik olarak görülen resimlerdeki dokular doğadan olanla insan üretimi olanın harmanlanması şeklinde ortaya çıkıyor. Resimlerimde yoğun dokularıyla üç boyutlu bir alan yaratıldığı görünür. Kullandığım kontrollü ama tesadüflerle de oluşmuş dokular, yukarıda vurgulamak istediğim doğayla yakınlığın en büyük işareti. Resmin üzerindeki doku bir doğa parçasını anımsatırmış gibi görünürken, doku farkları ve neredeyse temas edilmeden yapılan resimler izleyiciyi harekete zorluyor. Dokular iki boyutluluktan beklenmeyen hareketi içlerinde barındırırlar, izleyici de bu hareketin içinde derin bir zihinsel etkinliğe davet edilir. Resimlerde şiddetli bir haykırış, dingin bir arınma gibi birbirini içinde barındıran ve zıt duygu durumlarının peşindeyim. Resmin üreteniyle birlikte oluş haline bir de izleyenin algısı katıldığında resim tamamlanma sürecine giriyor.

Resmi olmayan sorular üzerinden yapılacak bir çözümleme sizin  kendinize sormaktan çekinmediğiniz destek alarak katılımcıyı nasıl bir alana yönlendirdiğini açıklamaya olanak tanıyan ‘’Kimlik Tespiti  Bulmacası’’nın diğer bulmacalardan farkı nedir?

İnsan doğar ve etrafına bakınır ne nedir, kim kimdir diye. Sonrasında ise anlamaya çalışır kendisi kim, annesi kim, babası kim? “iyi” nedir, “kötü” nedir? Bunları anlamaya çalışırken bir yandan ayırt etmeye de çabalar kendini anneden, anneyi babadan, aileyi yabancıdan, “iyi”yi “kötü”den ve “dost”u “düşman”dan. Bunları anlamak, ayırt etmek, soru ve cevaplardan geçer. İnsan kendini bulmak, kim olduğunu anlamak ve ne olmadığını görmek ister, neyle yaşadığını ve ne olmadan yaşayamayacağını keşfetmek için. Birey olmak, bir kimlik sahibi olabilmek için.

Zamanla bir kimlik sahibi olma isteği, kendini bir kimlik üzerinden tanımlama çabası ve ölene dek bir kimlik arayışı içerisinde yaşayıp gitmek, insanların en önemli dertlerinden biri haline gelir. Ben de bu çalışmayı toplumsal hastalıklarımızdan en önemlisi haline gelen “Kimlik Bulmaca” hikayesini anlamak üzere gerçekleştirdim.

İnsanın bu kimlik arayışında yalnız kalması imkansız. Birileri bir kimlik sorunumuz olduğunu söylüyor. Bize bu uğurda söylenen ve yapılanları kabul etmemiz gerektiğini hatırlatıyor. Bizler de vatandaşlar olarak gerçek kimliklerimizi bulmamız için ömür boyu çabalamamız gerektiğini anlıyoruz. İşte bu resmi kimliği sürekli var edebilmek, görünür kılmak ciddi bir uğraş gerektiriyor. Kimlik bilgilerinin gerçeğe uygun olması ya da yaşarken başımıza gelen değişikliklerin gerekli mercilere derhal bildirilmesi şart. Vatandaşlar olarak yaşamlarımızı bu sorularla her an muhatap olarak sürdürmemiz gerektiği üst ve alt makamlarca bizlere bildiriliyor. Ben yaşantılar ve deneyimler üzerinden kimlik bunalımı denilen şeyin içinden çıkmaya çalıştım.

Bir ressam olarak, “Kimlik Bulmaca”, bir ressam olarak karakteristik duruşuma  benzer bir mesafe ilişkisini yakalıyor. Fakat bu durum işin içine söz girince bambaşka bir katmana gebe; sorulara verilen cevaplarla yetinmeyen katılımcı, izleyici olmayı tamamen terk ederek işin içine giriyor. Resmi sorularla birlikte yaşantı ve deneyim üzerinden farklı ve yaratıcı sorularla karşılaşmak cesaret ister. Bu cesaret çağrısı oyun oynama özgürlüğüne yakınlığı olanları kavrıyor. Resmi olmayan sorular; benim kendime bu soruları sormaktan çekinmediğimden de destek alarak, katılımcıyı yönlendirme biçimini açıklamaya olanak tanıyor.

Yaşantılar ve deneyimler üzerinden kimliğimizin keşfi başka soruları beraberinde getiriyor. İnancım nedir? Ben kimim? Hangi taraftanım? Kimlerdenim? Düşüncelerim kimin kontrolünde? Nerede doğmak isterdim? Kime sığınırım? Hangi cemiyete üyeyim? Bir yandan da içsel yolculuğumuz içerisinde başka sorularla yüzleşiyoruz; Pişman mıyım? Mutlu muyum? Özgür müyüm? Aldatır mıyım? Hayallerim gerçekleşir mi?

Bu sorulara cevap arama cesareti gösterirken, dönüp kendi içimize bakıyor, kim olduğumuzu arıyor, varlığımızı, kimliğimizi sorguluyoruz. Kimliği sorgulama işi, devletin bize verdiği vatandaşlık numaralarını tespit etmek kadar kolay olmuyor. Ad, soyad, din, uyruk, cinsiyet, doğum yeri bilgilerini girmek yetmiyor o zaman. İnsanın hayatta var olma nedenini, ne için yaşadığını ve neyle yaşayamayacağını bulması gerekiyor. Böylece insan her zaman kim olduğunu düşünebilir. Bu abartılı entelektüel bir iş de değildir. Sınıfsal, etnik, vb. ayrımları yoktur bunun.

Kimlik denilen şeyin durağan resmi sorulara verilen cevaplardan sınırlı olduğunu varsaymak, ezberlenen cevaplarla yaşamak bizler için önceden yazılmış bir senaryo gibi yüzümüze çarpıyor. Bu ezberlenen senaryo kendini tanımaktan kaçınan insanı alır içine, çeker, döndürür, alt  üst eder, baş aşağı çevirir. Öyle bir sarhoşluk yaratır ki bu, ayılmak ya çok zaman alır, ya da imkânsızdır.

Tüm sorulara verilecek ortak cevap “insanız” olacaktır.

Daha önce bu soruyu kendime sormamıştım diyenlere…cesaretle…

Kimlik Bulmaca
Kimlik Tespiti İçin Gereklidir…
İnsan doğar ve etrafına bakınır ne nedir, kim kimdir diye. Sonrasında ise anlamaya çalışır kendisi kim, annesi kim, babası kim, “iyi” nedir, “kötü” nedir? Bunları anlamaya çalışırken bir yandan ayırt etmeye de çabalar kendini anneden, anneyi babadan, aileyi yabancıdan, “iyi”yi “kötü”den ve “dost”u “düşman”dan. Bunları anlamak, ayırt etmek, soru ve cevaplardan geçer. İnsan kendini bulmak, kim olduğunu anlamak ve ne olmadığını görmek ister, neyle yaşadığını ve ne olmadan yaşayamayacağını keşfetmek için. Birey olmak, bir kimlik sahibi olabilmek için.

Not: Dergide yayınlanan söyleşide, teknik bir hata sonucu, giriş spot paragrafta ‘yardımcı olur’ diye biten tümcede ‘olur’ çıkmamıştır. Sanatçıdan ve okurlardan özür dileriz…

 

Share.

About Author

Comments are closed.