GEZİCİ FESTİVAL YOLA ÇIKIYOR!

0
  1. GEZİCİ FESTİVAL İÇİN GERİ SAYIM BAŞLADI!                                                                                            Ankara Sinema Derneği’nin düzenlediği Gezici Festival, bu yıl 30 Kasım’da yirmi dördüncü kez yollara düşüyor. Festival, ilk durağı Ankara’nın ardından, 7-9 Aralık tarihleri arasında Sinop’u, 10-13 Aralık’ta ise Kastamonu’yu ziyaret edecek.

Küratörlüğünü eleştirmenler Jonathan Rosenbaum ve Ehsan Khoshbakht’in yaptığı, sahte haberler üzerine filmler içeren Yalanlar Çağı, mültecilerle ilgili filmlerin yer alacağı Sığınma(sız), festivalde yer alacak diğer bölümlerden. Ayrıca Stephen Horne ve Frank Bockius’un canlı müziği eşliğinde sunulacak sessiz sinema tarihinden iki sıradışı film de Sessiz Serüven bölümünde izleyicilerle buluşacak.

***

GEZİCİ FESTİVAL’DE SİNEMADA DEVR-İ ALEM

30 Kasım’da başlayacak Gezici Festival, sinemaseverleri yılın en iyi filmleriyle dünya sinemasında bir yolculuğa çıkarıyor. Cannes’dan ödüllerle dönen “Şüphe”, “Soğuk Savaş”, “Kız” ve “Donbass”, Locarno’da dünya prömiyerini yapan sıradışı canlandırma “Koleksiyoncu: Ruben Brandt”, Avrupa’daki göçmen sorununu merceğine alan “Amin”, Karlovy Vary’de  En İyi Film seçilen “Süleyman Dağı” ve ödüllü belgesel “Uzak Evren” festivalin Dünya Sineması bölümünde yer alacak. Festivalde ayrıca iki sessiz sinema klasiği yenilenmiş kopyalarıyla, canlı müzik eşliğinde izleyiciyle buluşacak.

Uluslararası festivallerde dünya prömiyerini yapan, ödüller kazanan filmler Dünya Sineması bölümünde izleyicilerle buluşacak: Bu yıl Cannes’ın Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde dünya prömiyerini yapan Amin, usta yönetmen Sergei Loznitsa’nın Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünde En İyi Yönetmen ödülünü kazanan ve Ukrayna’nın Oscar adayı olarak seçilen filmi Donbass, bir dans akademisinde okuyan ve balerin olmak isteyen on beş yaşındaki bir gencin öyküsünü ele alan Belçika’nın Oscar adayı Kız, Slovenyalı yönetmen Milorad Krstić’in Locarno Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan ilk uzun metrajı Koleksiyoncu: Ruben Brandt, Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü kazanan melankolik aşk hikâyesi Soğuk Savaş, Karlovy Vary Film Festivali’nde Batının Doğusu yarışmasında En İyi Film ödülünü kazanan Süleyman Dağı, Lee Chang-dong’un sekiz yıl aradan sonra çektiği, 2018’in en iyi filmlerinden Cannes’da FIPRESCI ödülünü alan Şüphe, Locarno, Viyana ve Sevilla Film festivallerinden ödüllerle dönen belgesel Uzak Evren.

şüphe

DÜNYA SİNEMASI’nda Ödüllü Filmler

Amin  

Bu yıl Cannes’ın Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde dünya prömiyerini yapan Amin, Fransız yönetmen Philippe Faucon’un imzasını taşıyor. Faucon’un birçok filminde olduğu gibi gerçek bir olaydan esinlenilerek kaleme alınan filmin başrolünde, yirmi yıldır Roma’da yaşayan Senegalli komedyen ve müzisyen Moustapha Mbengue var. Karısını ve üç çocuğunu Senegal’de bırakarak Fransa’ya çalışmaya gelen Amin’in öyküsünü anlatan film, Avrupa’daki göçmen meselesine dair incelikli bir anlatı sunuyor.

Usta yönetmen Sergei Loznitsa’nın bu yıl Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünde En İyi Yönetmen ödülünü kazanan ve Ukrayna’nın Oscar adayı olarak seçilen filmi Donbass, Ukrayna’da yıllardır süregiden siyasi ve toplumsal çalkantılara kamerasını çeviriyor. Ukrayna ordusuyla, Rusya tarafından desteklenen ayrılıkçılar arasındaki çatışmayı odağına alan film, sadece bir bölgenin değil tüm dünyanın içine sürüklendiği karanlığa dair etkileyici bir portre.

Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünde FIPRESCI Ödülü ve festivaldeki en iyi ilk filme verilen Altın Kamera ödülü dahil festivalden dört ödülle birden dönen Kız (Girl), yılın en ses getiren yapımlarından biri. Belçika’nın Oscar adayı olarak da seçtiği film, bir dans akademisinde okuyan ve balerin olmak isteyen on beş yaşındaki Lara’nın öyküsünü ele alıyor.

Slovenyalı yönetmen Milorad Krstić’in Locarno Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan ilk uzun metrajı Koleksiyoncu: Ruben Brandt (Ruben Brandt, Collector), sanat tarihinden ve görsel sanatlardan beslenen sıradışı bir animasyon. Film, ünlü psikoterapist Ruben Brandt’ın kabuslarından kurtulmak için dünyaca ünlü müzelerden ve özel koleksiyonlardan on üç farklı tabloyu çalmaya çalışmasını anlatıyor.

Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülünü kazanan melankolik aşk hikâyesi Soğuk Savaş’ın (Zimna Wojna) yönetmen koltuğunda, bir önceki filmi Ida (2013) ile Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ını kazanan Pawel Pawlikowski oturuyor. Komünist Polonya’dan kaçan iki müzisyenin yıllara yayılan aşkını anlatan film, siyah beyaz estetiği ve müzikleriyle sinemaseverleri mest eden bir estetiğe sahip. Karlovy Vary Film Festivali’ndeki Batının Doğusu yarışmasında En İyi Film ödülünü kazanan Süleyman Dağı (Sulayman too) Elizaveta Stishova’nın ilk uzun metrajı. Alkole düşkün Karabas’ın kayıp olduğu düşünülen oğlunun bulunmasıyla yaşananları ele alan film, Kırgızistan’daki gündelik hayata dair çarpıcı tespitlerde bulunan bir aile dramı.

Lee Chang-dong’un sekiz yıl aradan sonra çektiği Şüphe (Beoning) bu yıl Cannes Film Festivali’nde eleştirmenlerden en yüksek notu aldı ve FIPRESCI Ödülü’nün sahibi oldu. Haruki Murakami’nin “Barn Burning” adlı kısa öyküsünden uyarlanan film, genç bir kadınla tanıştıktan sonra kendini gizemli bir olayın içinde bulan Jong-su’nun öyküsü üzerine kurulu. Filmde The Walking Dead dizisinden tanıdığımız Steven Yeun da yer alıyor. Locarno, Viyana ve Sevilla film festivallerinden ödüllerle dönen Uzak Evren (Distant Constellation) Türkiye asıllı ABD’li yönetmen Shevaun Mizrahi’nin ilk uzun metrajı. İstanbul’da bir huzurevinde yaşayan altı karakteri takip eden ve İstanbul’u, azınlık olmayı, yaşlılığı ve gençliği şiirsel bir dille perdeye yansıtan film son dönemin en heyecan veren belgesellerinden.

SESSİZ SERÜVEN’de İki Klasik

Amerika Birleşik Devletleri ve Hollanda Büyükelçiliklerinin destekleriyle hazırlanan Sessiz Serüven bölümünde bu yıl sessiz sinema döneminden klasikleri yenilenmiş kopyalarıyla izleyicilerle buluşturuyor. Hollanda EYE Film Müzesi sessiz film küratörlerinden Elif Rongen-Kaynakçı’nın Gezici Festival için seçtiği Delft Porseleninin Sırrı (Het geheim van Delft, 1917), bir çömlekçide ustabaşı olarak çalışan Jan Vogel’ın öyküsünü anlatan bir suç filmi. San Francisco Sessiz Film Festivali’nin başkanı Roy Byrne’ün önerdiği Kapının Ardı (Behind the Door, 1919) ise 1. Dünya Savaşı esnasında gemisi bir Alman denizaltı tarafından batırılan ve karısı kaçırılan Amerikalı Oscar Krug’un intikam öyküsünü anlatıyor. Delft Porseleninin Sırrı ve Kapının Ardı filmlerinin gösterimleri Kaynakçı ve Byrne’ün sunumlarıyla gerçekleşecek. Filmlerin müziklerini ise birçok ünlü sessiz filme müzik yapan Stephen Horne ve Frank Bockius ikilisi yapacak.

Mahmut Fazıl Coşkun Seçkisi: Görünmez Kentler

Gezici Festival’in, her yıl sinema dünyasından bir ismin seçtiği filmlerden oluşturduğu özel bölümüne bu yıl Mahmut Fazıl Coşkun konuk oluyor. Festivalin programında yer alan üçüncü uzun metrajı Anons’la Venedik Film Festivali’nden ödülle dönen Coşkun, Gezici Festival için farklı coğrafyalardan, sinema tarihinin farklı dönemlerinden, farklı sinema anlayışlarını temsil eden üç film seçti. Italo Calvino’nun ünlü eserinden adını alan bölümde, ait olduğu yeri bulmaya çalışan, yersiz yurtsuz karakterlerin öykülerine yer veriliyor.

60’lı yılların ortasında Güney Finlandiya’da bir yolculuğa çıkan iki adamın, Reino ve Valto’nun absürd öyküsünü erkeklik kültürünü hicvederek anlatan Eşarbına Sahip Çık, Tatyana (Pidä huivista kiinni, Tatjana, 1994) usta yönetmen Aki Kaurismäki’nin filmografisindeki mihenk taşlarından biri. Kaurismäki’nin birçok filminde yer alan Kati Outinen’in Reino’nun aşık olduğu Tatjana’yı canlandırdığı film, içinde melankolik bir aşk hikâyesi de barındırıyor. Robert Aldrich’in Hollywood’un iki efsanesi Bette Davis ve Joan Crawford’ı bir araya getirdiği Bebek Jane’e Ne Oldu? (What Ever Happened to Baby Jane?, 1962) tekrar tekrar izlenebilecek kült bir klasik. Eskiden Hollywood yıldızı olan ve birbirinden nefret eden iki kız kardeşin öyküsünü ele alan film, gerçekte birbirlerine düşman olduğu bilinen Crawford ve Davis’in arasındaki gerilimden de besleniyor. Almanya’dan ABD’ye uzanan bir coğrafyada geçen Wim Wenders imzalı Alis Kentlerde (Alice in den Städten, 1974) ise 70’li yıllara dair unutulmaz bir portre. Röportaj yapmak için gittiği ABD’de her şeye yabancılaşarak kimlik bunalımına giren Philip’in, bir kadının kızını kendisine emanet etmesiyle yaşadıklarını ele alan film, Wenders filmografisinin en dokunaklı halkalarından biri.

Can Evrenol Seçkisi: Korku Sineması

Gezici Festival bu yıl, son yıllarda hem tematik hem de estetik zenginliğiyle dikkat çeken korku sinemasına özel bir bölüm ayırıyor. Uluslararası festivalleri dolaşan ilk uzun metrajı Baskın (2015) ile çıkış yapan, iyi eleştiriler alan ikinci filmi Ev Kadını ile bu yıl Gezici Festival’e konuk olan Can Evrenol’un seçtiği kısa filmlerden oluşan bölümü türün meraklıları kaçırmamalı. Sinema tarihinde kendine sarsılmaz yer edinen deneysel filmlerden, son dönemde Türkiye’de üretilmiş yerli yapımlara uzanan seçki, sinemaseverlere tür hakkında farklı bir perspektif kazandırmayı amaçlıyor. Deneysel sinemanın usta ismi Maya Deren’in eşi Alexander Hammid ile yönettiği İkindi Düğümü (Meshes of the Afternoon, 1943), Jerome Sable’ın teenslasher türündeki korku-müzikali Beaver Dam Efsanesi (The Legend of Beaver Dam, 2010), en önemli fantastik film festivallerinden Sitges’te En İyi Kısa Film seçilen Fredrik S. Hana imzalı Güz Hasadı (Autumn Harvest, 2014), David Fincher’ın son yılların en umut vaat eden yönetmenlerinden biri olarak gördüğü David Prior’ın imzasını taşıyan AM1200 (2008) ve Fırat Mançuhan’ın ondan fazla ödül kazanan kısası Sapak (2008) bu bölümde yer alıyor.

Yılın öne çıkan yerli filmlerinin gösterileceği Türkiye 2018 bölümünde bu yıl altı film yer alıyor. Dünya prömiyerini yaptığı Venedik Film Festivali’nin Ufuklar bölümünde Jüri Özel Ödülü’nü kazanan Mahmut Fazıl Coşkun’un üçüncü uzun metrajı Anons, 25. Adana Film Festivali’nde üç ödül aldı. 1963 yılında geçen film, darbe yapmaya teşebbüs eden ve radyodan bir anons yaparak halk desteğini arkalarına alacaklarını düşünen dört askerin hikâyesini anlatıyor. Ali Kemal Çınar’ın dördüncü uzun metrajı Arada, ana dili Kürtçeyi anlayan ama konuşamayan ve kendisine sorulan sorulara Türkçe cevap veren Osman’ın trajikomik öyküsü üzerine kurulu. Can Evrenol’un ikinci uzun metrajı Ev Kadını (Housewife), kâbuslarıyla gerçekler arasındaki ayrımı yapamayan Holly’nin öyküsünü anlatıyor.

Paranın Kokusu

Tolga Karaçelik’in bol ödüllü üçüncü uzun metrajı Kelebekler, uzun süredir görüşmeyen, birbiriyle anlaşamayan üç kardeşin, babalarından gelen bir telefondan sonra doğdukları köye doğru yaptığı yolculuğu ele alıyor. Ahmet Boyacıoğlu’nun ikinci uzun metrajı Paranın Kokusu, Ankara’nın bir kenar mahallesinde yaşayan taksi şoförü Mehmet, kahve işletmecisi Metin ve işsiz gazeteci Adnan’ın öyküsünü anlatıyor. Bir kenar mahalle komedisi olarak başlayıp, beklenmedik bir yöne evrilen film, türler arasında gezinirken günümüz Türkiye’sine dair çarpıcı tespitlerde bulunuyor. Dünya prömiyerini Locarno Film Festivali’nde yapan Sibel ise bir Karadeniz köyünde babası ve kız kardeşiyle yaşayan 25 yaşındaki Sibel’i takip ediyor. Muhafazakar bir toplumda, tüm baskılara rağmen ayakta kalmaya çalışan genç bir kadının öyküsünü anlatan Sibel yalın ve etkileyici bir dile sahip.

AB Sivil Düşün Programı ve Goethe Institut katkılarıyla hazırlanan Sığınma(sız) bölümünde göçmen sorununu farklı boyutlarıyla ele alan, oldukça sert söylemlere sahip filmler bir araya geliyor. Sundance Film Festivali’nde En İyi Belgesel seçilen Babalar ve Oğullar (Of Fathers and Sons), tehlikenin yalnızca yurt olarak anılan topraklara değil, eve ve aileye de nasıl sızdığını konu ediniyor. Avusturya hükümetinin ülkeye yasadışı yollardan girmeye çalışan mültecileri engellemek amacıyla sınıra bir tel örgü çekmeyi planlamasını konu alan Tel Örgü (Die bauliche Maßnahme), popülist politikaların saçma sonuçlarını göz önüne seren bir politik hiciv. Tribeca Film Festivali’nde En İyi Belgesel ödülünü kazanan Aç Hayaletler Adası (Island of the Hungry Ghosts), Avustralya’nın ıssız bir adasında sığınmacıların gözaltında tutulduğu kampta çalışan bir psikoloğun, sığınmacıların ruhsal durumunun bozulmasını gözlemlemesi nedeniyle yaşadığı ikilemi anlatıyor. Sinemamızın Tunç Okan imzalı klasiklerindenOtobüs (1976) ise, Anadolu’dan kalkıp İsveç’e giden dokuz insanın dramını anlatırken, kapitalist toplumun, uygarlık denen yutturmacanın kişileri ne derece bencilleştirerek birbirlerine yabancılaştırdığını, acımasız ve materyalist hale getirdiğini, ayrıca kır kökenli insanın teknoloji karşısındaki çaresizliğini naif bir gözle veren bir başyapıt.

Didem Pekün: Hissetmek İstiyorum
Gezici Festival’in, güncel sanat alanında işler üreten sanatçılar ile festival izleyicisini buluşturan bölümünün bu yılki konuğu Didem Pekün. Festivalde yönetmenin iki filmi gösterilecek. Ünlü sanatçı Tülay German’ın Düşmemiş Bir Uçağın Kara Kutusu adlı otobiyografik kitabından yola çıkarak çekilen Tülay German: Kor ve Ateş Yılları (2010), politik duruşu nedeniyle İstanbul’dan Paris’e göç etmek zorunda kalan German’ın arşiv görüntüleri, ses kayıtları, müzikleri ve fotoğraflarıyla örülen bir belgesel. Yönetmenin dünya prömiyerini bu yıl Berlin Film Festivali’nde yapan deneysel belgeseli Araf ise Nayia adlı genç bir Boşnak kadının Srebrenitsa soykırımının yirmi ikinci yıldönümünde ülkesine geri dönmesini anlatıyor.

Kısa İyidir
Yılın dikkat çeken kısa filmlerinin bir araya getirildiği programda, canlandırma, kurmaca ve deneysel türünde filmler festival izleyicisiyle buluşmaya hazırlanıyor. Farklı coğrafyaları mesken tutan, festivallerde ödül kazanmış filmler, Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde ücretsiz olarak gösterilecek. “Kısa İyidir” bölümünde yer alan filmler şöyle: Başarılı bir iş kadınının doğaya kaçıp, ayı olarak yaşamaya karar vermesini konu eden Ayı (The Bear, 2018); Tampere şehir konseyinin tramvay hatlarıyla ilgili tartışmasını anlatan Söz Hakkı(Puheenvuoro, 2017), ondan fazla uluslararası festivalden ödüllerle dönen İsveç yapımı Gölge Hayvanlar (Skuggdjur, 2017), Çekyalı video sanatçısı Anna Vasof’un deneysel işi Harika Şeyler 2022 (Things and Wonders 2022, 2017), usta yönetmen Guy Maddin’in Evan Johnson ve Galen Johnson ile birlikte yönettiği Kaza-ra (Accidence, 2018), Venedik Film Festivali’nde yarışan Zhengfan Yang imzalı Aşağıda (Down There, 2018), İtalya’ya gelen Afgan bir mültecinin öyküsünü anlatan Alplerin Büyüsü (Magic Alps, 2018), Meksiko City’de küçük bir restoranda çalışan bir kadının günlük rutinine kamerasını çeviren Bileyci (El Afilador, 2017), Cannes Film Festivali’nde En İyi Kısa Film seçilen Charles Williams imzalı Bütün Bu Yaratıklar (All These Creatures, 2018), stop-motion estetiğiyle canlı çekilmiş olan Gölgelerin Arasında (Entre Sombras, 2018), bir deniz biyoloğunun öyküsünü ele alan Belçika yapımı
Her Şey Akar (Panta Rhei, 2018), Nara Normande’nin canlandırma türündeki hatıratı Guaxuma (2018), Fransa sinemasının usta oyuncularından Yolande Moreau’nun seslendirme kadrosunda yer aldığı canlandırma
Raymonde ya da Dikey Yönde Kaçış (Raymonde ou l’évasion verticale, 2018), Hollandalı yönetmen Bastiaan Schravendeel’in canlandırma komedisi Karmaşık (Scrambled, 2017), büyüdüğü evi satan Toby’nin hatıralarında dolaşan Bütün Hikâye (The Full Story, 2017), genç bir buz patencinin mücadelesini ele alan Gökçe Erdem imzalı Titanyum (2018).

Yalanlar Çağı
ABD Büyükelçiliğinin katkılarıyla düzenlenen “Yalanlar Çağı” bölümünde, gerçeğin manipüle edildiği bir döneme kamerasını çeviren üç film yer alıyor. Alexander Mackendrick’in yönettiği Başarının Tatlı Kokusu (Sweet Smell of Success, 1957), New York medya dünyasında gösteriş ile yozlaşmanın, şöhret ile gaddarlığın iç içe geçtiği bir öykü. Burt Lancaster hasta bir ruha sahip, güçlü dedikodu yazarını, Tony Curtis ise yükselmek için her şeyi yapmaya hazır, fırsatçı bir basın danışmanını oynuyor. Billy Wilder’ın yönettiği, Kirk Douglas’ın başrolde yer aldığı Büyük Karnaval (Ace in the Hole, 1951), medya üzerine yapılmış en karanlık ama aynı zamanda en eğlenceli filmlerden biri. Değeri zaman içinde anlaşılan Büyük Karnaval, bugün kült bir film olarak kabul ediliyor. 1950’lerde, McCarthy’nin anti-komünist cadı avı doruğa çıkmışken çekilen Öfkenin Sesi ise (The Sound of Fury, 1950), gerçekten yaşanmış bir linç olayına dayanıyor. İş arayan bir adamın, bir hırsızlık çetesine şoför olmasını anlatan filmin yönetmeni Cy Endfield, çekimlerden sonra McCarthy’nin soruşturmalarından kurtulmak için Amerika’yı terk etmek zorunda kalmıştı.

Il Cinema Ritrovato: Özgür Sinema


Gezici Festival son yıllarda işbirliği yaptığı, restore edilmiş klasiklerden oluşan programıyla tanınan Il Cinema Ritrovato Film Festivali’nin katkılarıyla, izleyicileri Küba’dan bir klasikle buluşturuyor. ‘Özgür Sinema’ (Cinemalibero) başlıklı seçkide yer alan Azgelişmişlik Anıları (Memorias del subdesarrollo, 1968), Bolonya Sinematek’i tarafından dijital olarak yenilendi. 50. yıldönümünü andığımız 1968’in radikal değişim heyecanına ve çalkantılarına Küba’dan bakan Tomás Gutiérrez Alea imzalı başyapıt, Edmundo Desnoes’un romanından uyarlama. Devrim sonrası Küba’yı, eşi ve yakınları Miami’ye göç eden orta sınıf aydını Sergio’nun gözünden anlatan film, Küba sinema tarihinin en önemli filmi kabul ediliyor.

Çocuk Filmleri
Gezici Festival, Amerika Birleşik Devletleri ve Hollanda Büyükelçiliklerinin katkılarıyla düzenlenen “Çocuk Filmleri” bölümünü küçük izleyicilerin beğenisine sunuyor. En İyi Kısa Canlandırma Oscar’ı kazanan Morris Lessmore ve Uçan Kitaplar (The Fantastic Flying Books of Mr Lessmore, 2011) ile yirmiden fazla festivalden ödülle dönen İki Balon (Two Balloons, 2017) filmlerinin de aralarında bulunduğu yedi kısa canlandırma bölümün ABD seçkisinde yer alıyor. Hollanda programında ise, Berlin ve Sundance film festivallerinde yarışan Jonas ve Deniz’in (Zeezucht, 2015) de yer aldığı yedi kısa film var.

Video Sergi: “Türkiye’ye Hoş Geldin”
Programında sinemanın yanı sıra video sanatının da örneklerine yer veren 24. Gezici Festival, Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı işbirliğiyle 30 Kasım-17 Aralık tarihleri arasında ‘Sığınma(sız)’ bölümüne eşlik eden bir video sergisine de ev sahipliği yapıyor. Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleşecek ve 17 videodan oluşan “Türkiye’ye Hoş Geldin” başlıklı sergi, Türkiye’deki Suriyeli göçmenlerin hikâyelerini kendi dillerinden dinlemeyi hedefliyor. Utopictures ve Sinetopya’nın ortak ürünü olan videolarda, farklı yaş, cinsiyet ve meslek gruplarından göçmenler, Türkiye’deki hayat mücadelelerini anlatıyor.

1995 yılından bu yana Gezici Festival’i yalnız bırakmayan ve her yıl festivale birbirinden özgün afişler sunan Behiç Ak, 24’üncü yılda da hazırladığı afişle Gezici Festival’e desteğini sürdürüyor.

Biletler Satışta
Ankara’da festival gösterimleri Büyülü Fener Kızılay ve Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde yapılacak. Biletler, Büyülü Fener Sinemaları gişelerinden ve biletinial.com sitesinden satın alınabilir.

***

iletişim: press@festivalonwheels.org

Ayrıntılı bilgi için:

ankarasinemadernegi.org

facebook.com/gezicifestival

twitter.com/gezicifestival

vimeo.com/gezicifestival

instagram.com/gezicifestival

 

Share.

About Author

Comments are closed.