İletişim Yayınları’ndan Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları alanında
Funda Şenol imzasıyla ‘Anneannemin Söylemediği Şarkılar’.
Funda Şenol, ‘Anneannemin Söylemediği Şarkılar’da önce maziye bir bakış atıyor; annesiyle, anneannesiyle ve hayatına giren cümle kadınla hem halleşiyor hem hesaplaşıyor; anlamaya çalışarak, korkmadan. Bugünün dünyasını da gözlemliyor, kendi bakış açısından tanımaya değer bulduğu isimlerin yaşamlarına dokunuyor; ardından, onları tarihe not ediyor.
Bazen neşeli, bazen hüzünlü, bazen sivri, bazen şefkatli kalemiyle hallerimizi anlıyor, bizi bize anlatıyor.
Funda Şenol, kendisini okumayı, yazmayı ve anlatmayı bir direnç biçimi olarak tanımlayan bir araştırmacı ve üretken bir yazardır. “Anneannemin Söylemediği Şarkılar” eserinde geçmişe göz atarak annesi, anneannesi ve hayatındaki diğer kadınlarla hem özdeşleşmekte hem de hesaplaşmaktadır; bu süreci cesaretle anlamaya çalışmaktadır. Şenol, günümüz dünyasını ve günlük yaşamlarımızı gözlemleyerek, kendi perspektifinden tanımaya değer bulduğu kişilerin hikayelerine dokunmakta ve onları tarihe kazandırmaktadır. Bazen neşeli, bazen hüzünlü, bazen de keskin bir dille hallerimizi irdeleyerek, bizlere kendi içimizi anlatmaktadır. Kadın bakış açısıyla, adeta bir oya gibi titizlikle işleyerek ve her zaman eleştirel bir tavır tutarak yazmaktadır.
Kitabın Adı: Anneannemin Söylemediği Şarkılar
ISBN: 9789750539121
Kapak Görseli: Funda Şenol’un kişisel arşivi
Yayın No: İletişim – 3625
Dizi: Bugünün Kitapları – 307
Alan: Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları
Sayfa: 236 sayfa / 130 mm x 195 mm
Perakende Satış Fiyatı: 340,00 TL
Baskı: 1. baskı – Kasım 2025
Yazar: Funda Şenol
Editör: Melike Işık
Kapak: Suat Aysu
Uygulama: Hüsnü Abbas
Düzelti: Funda Dörtkaş
Baskı: Ayhan Matbaası
Cilt: Güven Mücellit
Meraklısına Kitaptan; Sayfa 9-10-11
*Başlarken
Bu yazılar, zaten çok sevdiği ve meslek edindiği okumayı, yazmayı ve anlatmayı direnme biçimine dönüştürmüş birinin kaleminden çıktı. “Bu Suça Ortak Olmayacağız!” bildirisini imzalamış olmak bahanesiyle 2017’de üniversiteden ihraç edilmem, benim için bir işin, mesleğin değil, yaşam
tarzının kaybı anlamına gelebilirdi. Buna izin vermedim. Benim durumumdaki çoğu meslektaşım ve kamu emekçisi gibi, eskisinden daha çok çalıştım, ürettim ve zapturapt altına alınmaya çalışılan akademiyi sokağa yayan akademisyenlerden biri olmaya çabaladım. Bunu yaparken neşeyi de yedeğime aldım.
Bu çabanın tezahürlerinden biri, yaklaşık sekiz yıl gazeteduvar’da ve başka dijital mecralarda yazdığım yazılardı. Her ne kadar yazmak rahatça ve severek yaptığım bir eylem olsa
da, bu kadar yıl düzenli yazmak, babamın tabiriyle “yokuşlarda ter dökerek, inişlerde tırnak sökerek” mümkün oldu. Zorlu kısmını bir yana bırakırsak, herkese, her şeye, hatta
kendinize anlamak ve anlatmak niyetiyle daha dikkatli, daha yakından, daha özenli ve bu kez de Nâzım’ın tabiriyle, “bir çocuk gibi şaşarak” bakmanıza vesile oluyor yazınsal üretkenlik. Üstelik benim gibi “özel olan politiktir” şiarına inanmış biriyseniz, kendinizi, yakın çevrenizi anlatırken mahrem sayılanın sınırlarını ihlal ediyor, kimi yakınlarınızı küstürmeyi ve az da olsa okurdan sitemler, hatta hakaretler işitmeyi göze alıyorsunuz. Evet, okurla da iletişiminiz oluyor. Ne de olsa yazılarınızın altına gönlünüzle bir iletişim bilgisi bırakıyorsunuz. Pek sevdiğim ve kitapta portresini çizmeye çalıştığım Nezim’in (Nezihe Meriç) ifadesiyle
“köpüğünüzü kaçıran” geribildirimleri saymazsak, sizden çıkan ve nereye gideceği belli olmayan fikir ve hislerin karşılıklı umut verici, göz yaşartıcı, avutucu, dayanışmacı ve güçlendirici mesajlara dönüştüğünü görmek çok şeye değer. Başka dünyaların seslerini duymaya çocukluğundan beri hevesli biri olarak, benimkinden farklı tecrübeleri öğrenmek, fikir ve hisleri işitmek de cabası…
Çoğunluğu gazeteduvar ve birkaçı başka mecralardaki yazılarımdan derlenen bu kitabı hazırlamaya, gazeteduvar kapandıktan sonra karar verdim. Okurların, yakın çevremin yüreklendirici yaklaşımının yanında, yaşadığım çağa dair bir kayıt bırakmak arzusu da etkili oldu kararımda. Kitaba Anneannemin Söylemediği Şarkılar adını vermek istedim. Hem anneannem karakterimin oluşmasında etkili bir
figür olduğu hem de kitabın ilk yazısında anlattığım ve diğer birçok yazının da ilhamı olan hikâyesi bu topraklardaki birçok kadınınkine teyellendiği için… Onun öğrenmek zorunda kalıp söylemediği şarkılar hem eril düzenin cebrine hem de buna direnmenin yollarına gönderme yaptığı için… Kitaba almayı tercih ettiğim yazıların tümü bu minvalde ilerliyor. Anneannemin kapaktaki fotoğrafı ise belli belirsiz tebessümüne rağmen, hayata karşı bir başına, güçlü ama sert duruşunu layıkıyla yansıtıyor.
Üç bölümlük kitabın “Maziye Bir Bakıver” başlıklı ilk bölümünde kişisel tecrübelerimi, yıllar içinde türlü kimliğe bürünme serüvenimi anlatırken, okurla hemdert olma muradıyla yola çıktım. Kişisel hikâyem, hepimizinki gibi toplumsal dönüşümlerin izlerini takip ediyor. Bunun yanı sıra, ailemde ve yakın çevremdeki “küçük şeylerin tanrıçası” olan ya da eril düzenin bekçisi kılınmış kadınlarla halleşiyor. Dünya ilk gruptaki kadınların yüzü suyu hürmetine dönüyor. İkinci gruptaki kadınları ise anlamaya çalıştım, ama affettim mi? Hayır!
“Hayat Bilgisi” başlıklı ikinci bölümde, çoğunlukla erkeklik halleri üzerine anlatılar yer alıyor. İlk bölümden farklı olarak kişisel tecrübelerden ziyade gözlemlerin, kulak kabartmaların, okumaların, izlemelerin ürünü bu yazılar. Kafelerde, kütüphanelerde, dersliklerde, toplantı salonlarında, ara sokaklarda, gece trenlerinde, bekleme salonlarında, duraklarda, parklarda, kahvehanelerde, okul ve hastane koridorlarında, şehirlerarası otobüslerde vb. karşılaştığım tiplerin kelimelerle çizilmiş, biraz da karikatürize edilmiş profilleri…
Son bölümde ise “Bana Göre Siz…” başlığıyla, bende merak uyandıran, tanımaya değer bulduğum isimleri; otobiyografileri, anıları, günlükleri ve onlar hakkında yazılanlardan yola çıkarak kendi zaviyemden anlatıyorum size. Onlara kulak verdiğimde duyduklarımı paylaşıyorum. Belli mi olur, merak eder okursunuz bahsi geçen metinleri siz de… Siz farklı şeyler duyacaksınız belki.
Yazıları yayıma hazırlarken editörüm Melike Işık yerinde öneriler yaptı. Hiç yan yana gelmememize rağmen elini omzumda hissettim. Var olsun! Eh o zaman son bölümde sevgiyle yâd ettiğim Ülkü Tamer’in dizelerinden aldığım ilhamla bitireyim: umarım geceleyin karanlıkta suya attığım sesim, size ulaşırken türkü olur.
*Not: Kitap alıntısı, İletişim yayınları kitap tanıtımından, Funda Şenol fotoğrafı isiloz.com sitesinden alınmıştır.

