Nilbar Güreş: Kadife Bakış
Küratör: Emre Baykal
Galeri 2
12 Nisan 2026’ya kadar
Nilbar Güreş’in Türkiye’deki ilk kurumsal solo sergisi Kadife Bakış, sanatçının insan ile insan olmayan, gerçek ile kurmaca ve temsil ile soyutlama arasındaki sınırları muğlaklaştıran pratiğine odaklanıyor. Güreş’in erken dönem işlerini yeni eserleriyle bir araya getiren sergi, resim, gravür, kolaj, fotoğraf, heykel ve video gibi farklı mecralarda üretilmiş çalışmalardan oluşan kapsamlı bir seçkiye yer veriyor.

Hikâye anlatıcılığını eleştirel ve muhalif söylemlerle buluşturan Güreş, insanların, hayvanların, bitkilerin ve mitolojik öğelerin iç içe geçen ve her an yeniden şekillenen ilişkiler içerisinde hayal edildiği renkli bir dünya kuruyor. Özellikle toplumsal cinsiyet normlarını sorgulayan yeni söz dağarcıkları yaratma yönünde güçlü bir potansiyel taşıyan bu eserler, dünyayı kavrayışımızı belirleyen karşıtlık ve çatışma temelli yapıları beklenmedik bağlantılarla yerinden ediyor; yerleşik düşünce kalıplarını aşındırarak izleyiciyi birlikte yaşamanın alternatif yollarını keşfetmeye çağırıyor. Sanatsal pratiğinin başlangıcından bu yana farklı mecraları ve üretim biçimlerini ayrım gözetmeksizin kullanan Güreş, kimi zaman sıkı sıkıya tutunduğu bir fikri çeşitli mecralarda tekrar tekrar işliyor, kimi zamansa farklı mecraları tek bir yapıt içinde buluşturuyor. Sanatçının yapıtının vücut bulmasını sağlayan malzeme ve üretim yöntemlerindeki bu çeşitlilik, ilgilendiği konuların ortak paydasını oluşturan türlerin bir aradalığı, formların melezliği ve ötekileştirilmeye direniş gibi konulara özgü çok katmanlılığı da yansıtıyor.

Kadife Bakış, Nilbar Güreş’in yirmi beş yılı aşkın bir süreye yayılan pratiğine geniş bir pencere aralayarak, sanatçının üretimini biçimlendiren görsel ve düşünsel katmanların izini sürmeye olanak tanıyor.
Biraz Daha Zamana İhtiyacım Var
Küratör: Oğuz Karakütük
Galeri 1
15 Mart’a kadar

İlk fotoğrafların ortaya çıkması için ışık kadar, sessizliğe ve saatler süren zamana da ihtiyaç vardı. Aradan sadece iki yüzyıl geçti ve bugün fotoğraf makineleri 1/80.000 saniyelik perde hızlarına ulaştı. Acaba dünyada, zamanla ilişkisini bu kadar kısa sürede bu denli kökten değiştiren başka bir araç/şey var mı? Tüm dünyanın hızlanmaya duyduğu ihtiyaca karşılık hep birkaç adım önde giden fotoğrafın, hayat hızlandıkça ondan daha hızlı olmaya gayret edip onu durdurmaya çalışması varoluşsal bir paradoks değil mi? Sanki zamanın hızına yetişme çabası, fotoğrafı zamanın dışında ama zaman tarafından kuşatılmış bir yere sürüklüyor.
Sahi zamanın neresindeyiz? İçinde, gerisinde ya da ötesinde? Aslında her şey, aynı anda başka bir zamanı yaşıyor. Ama birden hızla bir perde açılıp kapanıyor ve tüm bu ayrı zamanlar eşitleniyor. Ve bu bir yarış gibi sanki; hep daha hızlı olunması gerekiyor. Tüm zamanları kapsayacak daha hızlı bir zaman aranıyor. Yakalamak, dondurmak, durdurmak… Evet, “an”ı durdurmak acaba ne zaman fotoğrafın omuzlarına yüklendi? Oysa ihtiyacımız ayrı ayrı zamanla ilişkimizi yeniden kurmak, tanımlamak. Nesnelerin, insanların, ağaçların ve hatta dağların da biraz daha zamana ihtiyacı var. Ve aslında tüm bunlarla birlikte, şiirin, müziğin, resmin ve heykelin bin yıllardır sahnede olduğu bir dünyaya doğan fotoğrafın biraz daha zamana ihtiyacı var. Belki de bu sebeple, bu sergide bir araya gelen işler zamanın hızına teslim olmadan, zamanla yeniden ilişki kurmaya çalışıyor.
Türkiye’den ve farklı coğrafyalardan 19 sanatçının yapıtlarını buluşturan Biraz Daha Zamana İhtiyacım Var başlıklı grup sergisi, fotoğrafın olanaklarını ve sınırlarını merkeze alarak mecranın çeşitlenen ifade biçimlerine odaklanıyor. Lens odaklı çalışmaların yeni form ve imkânları içinde, alışıldık hızlı üretim pratiklerine, sabitlenmiş temsil biçimlerine ve teknik belirlenimciliğe karşı çok sesli bir yaklaşım sunan sergideki eserler, üretim sürecine dair jestleri, kullanılan araçları, yüzeyde ve zamanda gerçekleşen olası dönüşümleri görünür kılarak, fotoğrafı yalnızca temsil düzeyinde değil, maddi ve düşünsel boyutlarıyla da tartışmaya açıyor
Küratörlüğünü Oğuz Karakütük’ün üstlendiği Biraz Daha Zamana İhtiyacım Var, fotoğrafın bugünkü varlık koşullarını sorgularken, bu mecrayı öznel bakış açılarıyla yapılandırılan, sezgisel ve akışkan bir ifade alanı olarak düşünmeye çağırıyor.
Sanatçılar
Arda Asena
Ruth van Beek
Szilvia Bolla
Rachelle Bussières
Antony Cairns
Orhan Cem Çetin
Görkem Ergün
Alina Frieske
Ege Kanar
Şahin Kaygun
Lebohang Kganye
Dionne Lee
Alix Marie
Rehan Miskci
Taiyo Onorato & Nico Krebs
Ayako Sakuragi
Dafna Talmor
Rodrigo Valenzuela
Hera Büyüktaşcıyan: Hayalet Kuartet
Küratör: Nilüfer Şaşmazer
Galeri 3
9 Ağustos 2026’ya kadar
“Rüzgârın içinde biri var.”
Eugène Guillevic, Terraqué, 1942

Hayalet Kuartet, Hera Büyüktaşcıyan’ın bu sergi bağlamında ürettiği yeni eserlerini, bir bölümü Arter Koleksiyonu’nda yer alan erken tarihli yapıtlarıyla bir araya getiriyor. Sergi, sanatçının pratiğinin belkemiğini oluşturan görünmezlik, döngüsellik, bellek, mimari, şehir ve doğa kavramlarını, Arter binasının aralarında konumlandığı iki semtte, Kurtuluş ve Tarlabaşı’nda köklenen kişisel tarihi ve kent tarihindeki kırılmalar üzerinden ele alıyor. Büyüktaşcıyan, bu kırılmaların izlerini, hafızasından süzülen fragmanlar, yankılar ve boşlukların yarattığı düşsel manzaralarla harmanlıyor. Sergi, böylelikle farklı zaman ve mekânların birbirlerine teyellendiği yeni anlatılar sunuyor.

Kaybın ardından süren varlık hissini tanımlayan ve aslen tıp alanında kullanılan ‘hayalet uzuv’ terimine gönderme yapan Hayalet Kuartet, dış mekânı galeri içine taşıyan Nekropol, Avlu, Cadde ve Bakış adlı dört bölümden oluşuyor. Bu dörtlü yapı, eserlere farklı biçimlerde sızan ateş, hava, su ve toprak elementleri üzerinden yankılanıyor. Geçmiş, bugün, gelecek ve araf olmak üzere dört ayrı zamansallığı da birbirine dokuyan sergi, nesne, form, yüzey, ses ve renk gibi öğelerin içlerinde saklı hayaletlerin belirdiği bir duyumsama alanı yaratıyor.

Kullandığı malzemeler ve yapıbozumcu form diliyle bir tür yüzey gerilimine işaret eden Büyüktaşcıyan, zamanın dönüştürdüğü farklı unsurların çarpışmalarını ve bir aradalıklarını inceliyor. Sanatçının dokular, sesler ve kent peyzajlarında bireysel ve toplumsal hafızanın izini süren yapıtları, varlık ve yokluk, yaşam ve ölüm, beden ve ruh, silinme ve yeniden inşa gibi ikiliklerle örülü bir dünyanın tanıklığını üstleniyor. Hâkim anlatılara ve görme biçimlerine meydan okuyan bu yaklaşım, tersten perspektif yoluyla yalnızca tarihsel belleği değil, insan-dışı olanı ve algılanan dünyanın ötesini de farklı boyutlarıyla düşünmeye olanak tanıyor.
Hah!
Küratör: Delfin Öğütoğulları
Galeri 4
12 Nisan 2026’ya kadar
Âni ve beklenmedik bir aydınlanma durumunda kullanılabilen bir ünlem ya da keskin bir zekâyla söylenmiş bir yorumun tetiklediği kahkaha.

Arter Koleksiyonu’ndan ve koleksiyon dışından video yapıtlarını bir araya getiren Hah!* başlıklı grup sergisi, hicvin iktidar mekanizmalarını eleştirme ve günümüz koşullarını sorgulamadaki rolünü araştırıyor. Mizah ile ciddiyet arasında salınan eserler, sanatçıların kurumsal otorite, toplumsal cinsiyet normları ve sermaye odaklı sanat piyasası arasında yol alırken karşılaştıkları zorlukları vurguluyor. Nükteyi eleştirel bir araç olarak benimseyen sergi, hâkim sistemlerin absürtlüklerini ve zaaflarını açık eden katmanlı bir bakış sunuyor.
Video mecrası, zamanın doğrusallığını kırabilmesiyle, eser süresince sanatçı, özne ve izleyici arasındaki mesafeyi belirsizleştirmeye olanak tanıyor. Sergideki yapıtların atlayan, yinelenen ve döngü hâlindeki kareleri, sanatçıların bize doğrudan ya da mecazen hitap eden sesleriyle bir araya gelerek tuhaf bir yakınlık ve dolaysızlık yaratıyor. Bu zamansal ve duyusal esneklik, eserlerin tekdüze hikâye anlatımının ötesine geçmesini sağlarken değişken ritimler, döngüsel örüntüler, kesintili ve üst üste binen kurgular yaşanmış deneyimlerin içindeki gerilimleri vurguluyor. Hiyerarşik mekanizmalarla yüzleşen sanatçılar, oyuncul görsel öğeler ve müzikle etkileşim yoluyla otoriter yaklaşımları iğneleyici bir dille sorguluyorlar.

Hah! sergisindeki eserler, mercek altına aldıkları sistemleri doğrudan yıkmak yerine, bu sistemlerin eksikliklerini ortaya çıkarmak ve yapısöküme uğratmak için hicve başvuruyor. Eleştirellik ve tersyüz etme stratejilerini harmanlayan sergi, videoyu ve araçlarını bir meydan okuma edimi olarak ön plana getiriyor. Hicvin teşvik ettiği özgün dayanışma duygusundan beslenen yapıtlar, muhalif bir duyarlılığı harekete geçirerek izleyicinin de eleştirilen mekanizmanın içine çekildiği bir döngü yaratıyor.
Özgür Atlagan
Pauline Boudry ve Renate Lorenz
Anetta Mona Chişa ve Lucia Tkáčová
Selin Davasse
Burak Delier
Braco Dimitrijevic
Cem Örgen
Serra Tansel
Berkay Tuncay
Sinan Tuncay
Kubilay Mert Ural
Irmak Cad. No: 13 Dolapdere Beyoğlu 34435 İstanbul / T. 0212 708 58 00
