Nizam’ın Ardından…

0

Fransa Ulusal Hak “Şovalye” Nişanı sahibi Türk asıllı Fransız heykeltraş Fabien Nizam Güner 13 Temmuz 2019’da yaşamını sürdürmekte olduğu  Fransa’da, yakalandığı amansız hastalık sebebiyle sonsuzluğa uğurlandı. 60 yılı aşkın süredir Fransa’da yaşayan sanatçı, Anadolu Medeniyeti’nden esinlendiği eserleriyle dünyanı dört bir yanında sergiler açmış, önemli ödüller kazanmış ve Türk heykel sanatının dünyaya tanıtılmasına büyük katkı sağlamıştı. Aydın Lisesi’nden mezun olduktan sonra, o dönemde Aydın belediye başkanı olan İsmet Sezgin’in himayesinde yurtdışı eğitim sınavlarına giren Nizam, burada gösterdiği üstün başarıyla Fransa’da jeoloji mühendisliği okumaya hak kazanmış, ancak aynı yıl eğitim için gittiği Fransa’da vereme yakalanan bu yoksul ve yetim demiryolcu çocuğu, Saint-Hilaire-du Touvet Sanatoryumunda bir buçuk yıl süreyle tedavi görmüş ve bu dönemde bursu kesilmişti. Burada kendisi gibi veremli çocukları haftasonları ziyaret ederek gitarıyla şarkılar söyleyen ünlü Fransız besteci söz yazarı ve şarkıcı Jacques Brell ile tanışan, Brell’in “Tutkunun Peşinden Git!” savıyla kendini çok sevdiği heykel sanatının içinde bulan Nizam, bundan sonra kendi çabalarıyla kimya mühendisliği eğitimine başlamış, aynı zamanda heykel çalışmalarına devam etmişti. Sanatı öğrenmek ve kendi sanatını yaratmak için çıktığı araştırma sürecinde gravür, yağlı boya, resim, kabartma, metal kompozisyonlar, bakır üzerine kaynakla yapılan resimler deneyen ve heykelin üç boyutluluğundan etkilenen Nizam, sanatsal yaşamına heykel alanında devam etme kararı almış, malzeme olarak da bronzu seçmişti. Sanatçı üretim yöntemi olarak da Anadolu Uygarlıklarından Hititlerin uyguladığı “klasil döküm” yöntemini tercih etti.

Nizam’ın sanat serüvenini dönemler halinde ele alırsak: 

1968-1974: Eski Çağ Hitit sanatından esinlenerek meydana getirdiği alt ve üst kabartmalar 1969’da Meribel kentinde ilk kişisel sergi

1972-1978: İnsan vücudunun metafiziksel şekillerini metalik kompozisyonlar halinde gerçekleştirdğii dönem. 1974’te Cote d’Azur Bienali’ne katılım.

1985-1989: Zaman-mekan-hareket üçlemesini kurguladığı bronz heykel çalışmaları. Fransa Büyük Ödülü, Gronoble Genel Konseyi Ödülü.

1989-1990: İlk dönemin son aşamasından sonra “Tension-Gerilim” serisinin ortaya çıkışı.

1990-2004: 2001’de Lyon Resim ve Heykel Sarayı’nda Şeref Davetlisi, Fransa -İsviçre-İtalya-Almanya-İspanya’da segiler. 2004’te Prof. Dr. Jacques Spica’nın Nizam Güner eserlerinin analizini yaptığı ve heykellerin tamamını topladığı 200 sayfalık kitap Fransa’da önemli kitapçılarda satışa sunulmuştur.

2004-2019: Uzun yıllar hayalini kurduğu, sanatını doğduğu topraklarda tanıtma ve sergileme imkanına kavuştuğu, eserlerinin kişisel ve tüzel koleksiyonlara girdiği yoğun bir sergileme ve yeni tasarımlar oluşturma süreci. 2015’te  Nural  Yağmur’un üç dilde yayına hazırladığı, sanatçını eserlerini dünyaya tanıtan kitabının Türkiye, Fransa ve İngiltere’de satışa sunulması.

Nizam’ı, ölümünün ardından onu en iyi tanıyan kişilerden birisi ile, sanatçının uzun yıllar galericisi, menajeri, ithalatçısı, hepsinden önemlisi yakın dostu olan  Nural  Yağmur ile konuştuk. 

Söyleşi : Aydın Afacan

Nizam’ın Ardından…

A. Afacan – ‘Nizam’ Kitabı için yoğun bir emek harcandığı belli. Kuşkusuz ki, çalışmaları bunca şiirsel çağrışım taşıyan bir sanatçı için bu konuda ne yapılsa azdır! Sizi Nizam’ın evrenine çeken ilk özelliği neydi?

N. Yağmur – Nizam’ı ilk kez bir İstanbul fuarında gördüm. Yalnızca birkaç saatliğine uğradığım fuarda ( Işıl Hoca duruyordu standda, eserleri ile, ben Ankara’dan bir gün için gitmiştim fuara) yan yana standlardaydık. İçeri girdiğim anda, bakakaldığımı hatırlıyorum. Zira eserlerini ve kendini boşluğa asmış, adeta bilinmez bir evrenden öylece bana bakıyorlardı. Görülmemiş bir etkileyicilikle. ‘Hocam, sizi dinliyorum’ dedim, ‘Neler anlatıyorsunuz böyle!’. Öyle başka bir dünyadandı, öyle yabanıl! Heykelleriniz ve siz, başka, olmayan bir zamandan, hatta zamanlar ötesinden gelmiş gibisiniz, nesiniz siz, toprak değilsiniz, hava değisinizl, su değil!’ Güldü. İlerleyen zamanlarda, Spica’dan sonnra, anlatmak istediğimi ilk anlayan ve yorumlayanlardan biri sendin, zaman dışılık, evet, böylece heykellerime dördüncü boyutu sen hediye ettin ‘zamansızlık boyutunu’ dedi.

A. Afacan – Türkiye’de hak ettiği düzeyde ilgi görmemiş bir sanatçı Nizam Güner. Kendisini yakından tanıyan biri olarak, bunu nasıl karşıladığı konusunda ne söylersiniz?

N.Yağmur – Aslında, doğduğu topraklara bir hayli geç döndüğünü söyleyebiliriz, bu da ilginin hak ettiği boyutta olmamasının bir gerekçesi sanırım. Yoksa dev boyutlu heykelleri ile büyük, güçlü kolleksiyonlara girdi, katıldığımız tüm organizasyonlarda büyük ilgi gördü, geniş bir hayran kitlesi oluştu, suskun ama derinden etkilenmiş bir izleyici. Lakin hepimizin bildiği gibi, sanatla ilgilenen her yüz kişiden beşi heykel izleyicisidir, böylelikle her yerde izleyicinin karşısına çıkamamış olmaktan züntülüydü. Bir üzüntüsü mesela, Resim Heykel Müzesi’ne bağışlamak istediği büyük bir yapıtının, her biri buna karar verecek deneyim ve olgunluktan uzak, genç kurul üyelerince reddedilmesi olmuştu. Birçoğu genç akademisyenlerden oluşan kurul, Fransız hükümetinin sanatına verdiği değeri, burada ona çok gördüler. Zira Nizam, henüz otuzlu yaşlarında, eserleri sebebiyle Fransız Ulusal Halk Nişanı ‘ Şövalye’ ünvanı almıştı. Nizam bir otodidakttı ve sanatına dair tüm buluşları kendisine aitti. Kimya mühendisliği, kendisine heykeli konusunda görülmemiş buluşların kapısını açtı. Sözgelimi, her renk patin yapıyor, bronzu altın işçiliğinde işliyor, parlatıyor, bunun formüllerini katıldığımız organiszasyonlarda heykel öğrencileriyle cömertçe paylaşıyordu. Diğer taraftan, Tanşuğ Bleda’nın, bir sergisinin kataloğuna yazdığı önsözde geçen’ Sanat kader önleyicidir!’ savını ömrünce yaşamış, ‘dram’ olarak tanımlanabilecek yaşamında ‘Heykel’ kendisine bir çok kaçış labirentleri sunmuştur. Diğer taraftan, Spica’nın dediği gibi, sanatçı doğduğu ülkede dahi, kimsenin vadetmediği ve aslında sadece kalbinin derinliklerinde yatan bir ülkeye doğru bitmez tükenmez bir yolculuk içindedir. Oraya, keşfedilecek yeni zamanlar ve yeni görüntülerle sonsuzluk mekanını yerleştirir. İşte bu yeni mekan, onun gerçek ülkesi, üretim yeri ve kendini tanıma mekanı olacaktır. Böylece sanatçının nerde olursa olsun, kendine iltica ettiğini söyleyebiliriz

A.Afacan – İyi bir sanatçı, derinden bir büyü etkisi bırakır. Nizam Güner’in eserlerinin yarattığı atmosfer gerçekten böyle bir özelliğe sahip! Evrene ve varlığa ilişkin sorgulamaların eşlik ettiği bir arayış seziliyor. Onunla ilgili değerlendirmelerde bu arayışa dair çeşitli yorumlar sözkonusu. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

N.Yağmur – Evren, bünyesinde barındırdığı sonsuz çeşitlilikte mitle, sanatçıyı böyle bir arayışa yöneltiyor. Nizam bu arayışında kendine bir öncü ikon yaratmıştı ki, bu da ‘ Zamanın Hükümdarı’ idi. Nizam’a kılavuzluk eden, ona zaman zaman evrenin gizini fısıldayan, onu ayağa kaldıran bir ikondu bu! Nizam ve Spica, bu heykelin, sanatçının serüvenindeki ‘yol gösterici’ rolünü biliyor olmalıydılar ki, Nizam’ı anlatan Fransızca kitabın kapağına onu yerleştirdiler. Shendal Üniversitesi Sanat Profesörü Jacques Spica’yı tanıma fırsatım olmadı, Nizam’la tanıştığımda, üç sene olmuştu o bu dünyayı terkedeli, lakin Nizam’ın sanat serüveninin izleğini çözmüş, eserlerinin büyüsünü kavramış dahi bir sanat eleştirmeni olduğunu düşünüyorum. Sihirli sözcükleriyle Nizam’ın gizemli ikonlarını dilin estetiği ve ahengiyle öyle güzel buluşturmuştu ki, Türkçe kitap için yaptığımız çevirilerde, bir ekiple çözmeye uğraşmıştık, sözcükleri, tılsımını bozmadan Türkçe anlatıma kavuşturmak için. Kimler yoktu ki çeviri ekibinde, Spica’nın ruhundan başka! Nizam’ın Fransa’dan, Gronable’dan üniversite arkadaşları ve ben! Unutulmazdı çeviri maceramız. Nizam, evrenin, içerisinde müthiş bir giz barındırdığına inanıyordu. Bunu bulma konusundaki azmi, o zamansız heykellerinin de hazırlayıcısı olmuştur. Ve ani ölümüyle bizi bu gizlerle dolu bulmacanın başında yetim bıraktı.

A.Afacan – Sanatçıların eserleri farklı izleyicilerde farklı karşılıklar bulabilir. Her bir izleyici, sanatçının başka eserlerini öne çıkarabilir. Sizde en çok öne çıkan eserleri hangileridir?

N.Yağmur – Kesinlikle ‘ Zamanın Hakimi’. Nizam’ı tanıdığım ilk zamanlar, daha çok Anadolu Medeniyetlerinden ilham aldığı heykelleri ile ilgilenmiştim, ‘Archienne’ gibi. Heykellerinin hikayelerini kendisinden dinledikçe, ‘Zamanın Hakimi’ öne çıktı. Heykelin öyle gizemli bir tabiatı vardı ki, kuş desen değil, sonsuzlukta kayıyor, haberci, bir haber getiriyor ama söylemiyor, çok şey biliyor, ama saklıyor. Zaman dışı, ürkütücü bir ikon. Sonsuz bir boşlukta kayıyor, ne kaçabiliyoruz ondan, ne de yakalayabiliyoruz onu! Heykelin bir nüshasına sahip olabilmek için epey çaba sarfettim, şimdi evimin bir köşesinde, bana sırlarını fısıldıyor zaman zaman. Evrene dair, yaşama dair, zaman zaman Nizam’a dair! Onun, Nizam’ın ta kendisi olduğunu düşünüyorum bazen.

A.Afacan – Nizam Güner deyince heykelin öne çıktığını biliyoruz. Onun kişisel serüveninde resmin yeri nedir?

N.Yağmur – Nizam, resim yapamayanın heykel de yapamayacağını söylerdi. Gerçeküstücülük, heykelleri gibi resmine de hakimdi. Yerçekimine karşı koyma gücü, göğe erişme arzusu resimlerinde de gözle görülebilir. Fakat kendisini resim konusunda, heykel konusunda olduğu gibi yetkin görmemiştir. Heykeldeki dört boyutluluk (dördüncü boyuttan söz ediyordu artık, zamansızlık boyutundan) ona yeni uçuşların, kaçışların olanağını sunuyordu.

Share.

Comments are closed.